Yitik Oğula Mektup

YİTİK OĞULA MEKTUP

1976 yılında Arjantin’de askerler yönetime el koyar. Fidel Castro’nun Küba’da yaptıklarından etkilenen Arjantin’deki sol muhalefet, hükümet karşıtı eylemlerini artırınca, askeri cunta muhaleferi sindirmek için çok sert önlemler alır. 1976’yla 1983 arasındaki La Guerra Sucia (Kirli Savaş) döneminde on binlerce kişi evlerinden alınıp sorgulanır, işkenceye uğrar, bir çoğu “gözaltında” kaybedilir. Arjantin, Şili, Brezilya, Bolivya, Uruguay ve Paraguay’ın sağ eğimlimli hükümetlerinin Kondor denen bu ortak operasyonunda idam edilenlerinin sayısının sadece Arjantin’de 30.000’e ulaştığı söyleniyor.

Arjantin’in büyük şairlerinden biri olan Juan Gelman, askeri diktatörlük yıllarında kaybedilenlerin izini süren inatçı bir insan hakları savunucusu olarak çalıştığı için baskılar sonucu yurtdışına gitmek zorunda kalmış bir aydın. Darbe ertesinde yurtdışına çıkan ve bir süre Avrupa’da da bulunduktan sonra Meksika’ya yerleşen Gelman’ın hayatındaki korkunç trajedi ise kendisini evde bulamayan askerlerin oğlu Marcelo Ariel Gelman ile onun 19 yaşındaki, o sırada hamile olan Uruguaylı sevgilisi Maria Claudia’yı gözaltına almalarıydı.

İşkenceyle öldürülen Marcelo’nun bedeni bir süre sonra bir sokakta bulunacak, Maria Claudia teslim edildiği komşu ülke askerleri tarafından yasadışı yollardan Uruguay’a kaçırıldıktan sonra kaybedilecek, Maria’nın karnındaki bebek ise Montevideo Askeri Hastanesinde doğurtulduktan sonra askerlerden birine hediye edilecekti.

Maria Claudia’nın “bir mezar taşına sahip olma hakkı” için yıllardır mücadele veren Juan Gelman’ın 1999 yılında dönemin Uruguay yöneticilerine hitaben kaleme aldığı çağrı tüm dünyadan 600 yazar tarafından imzalanır.

Gelman, oğlunun cesedini bulduğunda, ona hitaben aşağıdaki mektubu yazar.

“Sevgili Oğul,

Arjantin askeri diktatoryası eşin Claudia ve kızkardeşin Nora ile birlikte seni, 24 Agustos 1976’da kaçırdı. 14 yıl kadar sonra, bir antropolog grubunun inatçı çalışması sonucunda kalıntıları bulundu.

Senden kalanları 7 Ocak 1990’da gömdük. Claudia kaçırıldığında yedi aylık hamileydi. Ne kendisinin ne de kız ya da oğlan olup olmadığını bilmediğimiz çocuğunun kalıntıları bulundu.

Nora kaçırıldıktan dört gün sonra bir toplama kampından serbest bırakıldı. Yaşıyor ve sana çok yaramaz ve akıllı bir yeğen verdi. Bizim cesur askerlerimiz silah bile taşımayan seni, 1976 Ekim ayı başında ensene kursun sıkarak öldürdüler.

Bir ozandın. Daha sonra seni çimentoyla doldurdukları 200 litrelik bir varilin içine koydular ve Lujan nehrine attılar. Ve sonra “kimliği bilinmeyen” adı altında seni gömdüler.

14 yıl boyunca KB olarak kaldın. Kim bilir nerede geçti bu boş zaman. Belki dilsiz kemiklerin anlatır. Babamın tabutunu mezarına ben taşımıştım. Simdi sıra senin tabutunu kendi mezarına taşımakta. Yalnızca senin yerine düş görmeye devam ediyorum. Sen dünyada adaleti düşlemiştin, yoksul ve baskı altında olmayan özgür bir ülkeyi düşlemiştin. Çoğu insan güzel olunacağını unuturken, güzeli daha güzel kıldın.

Bir süre önce Buenos Aires’te bir işkenceciyle karşılaştım. Toplama kampında sana öldürmeden önce işkence yapanlardan biri. Özgürce elini kolunu sallaya sallaya geziyordu.

Önce öfke, sonra güçsüzlük, sonra utanç duydum. Kendimden, utanç dolu ülkemden dolayı. Ölmediklerini ileri sürerek ölülerini gömmeyen bir ülkenin ulusal utancı. Menem ve Alfonsin’e ihtiyaç duymadan, katilleri yüreklerinde gizlice affedenler için…

Tek bir tesellim var: Ölümünü asla hatırlamayacaksın. Bana inan”

Alıntı:
– Güney Amerika / Mustafa Andıç
– Latin Amerika / Okan Okumuş